Sulu Kimya
Nükleer malzemelerin çözeltideki kimyasal özelliklerinden yararlanılır. Ayırma işlemlerinin temelini sıvı-sıvı ekstraksiyon oluşturur.
Nükleer yakıt, reaktörde belirli bir süre kullanıldıktan sonra doğrudan nihai atık olarak değerlendirilmek zorunda değildir. Kullanılmış yakıtın içinde hâlâ önemli miktarda uranyum bulunur; reaktör işletmesi sırasında oluşan plütonyumun bir bölümü de enerji üretiminde rol oynar. Yeniden işleme yaklaşımının temel amacı, bu geri kazanılabilir malzemeleri kullanılmış yakıttan ayırarak yeniden yakıt üretiminde değerlendirmektir.
Tipik bir hafif su reaktörü yakıtında başlangıçta zenginleştirilmiş uranyum bulunur. Yakıt reaktörde kaldığı süre boyunca U-235'in bir bölümü fisyona uğrar; aynı zamanda U-238'in nötronlarla etkileşmesi sonucunda plütonyum izotopları oluşabilir. Reaktörden çıkarılan kullanılmış yakıt bu nedenle yalnızca "yanmış uranyumdan" ibaret değildir; karmaşık bir nükleer malzeme karışımıdır.
Yeniden işleme, kullanılmış yakıtın hacmini ortadan kaldıran bir işlem değildir. Amaç; geri kazanılabilir uranyum ve plütonyumu ayırmak, geri kalan yüksek seviyeli radyoaktif atığı daha küçük ve yönetilebilir bir akışta yoğunlaştırmak ve uygun atık formuna dönüştürmektir.
Reaktör çalışması sırasında U-235 fisyonlarının yanı sıra U-238'in nötron yakalaması ve sonraki nükleer dönüşümler sonucunda çeşitli plütonyum izotopları meydana gelir. Bu plütonyumun bir kısmı daha sonra fisyona uğrayarak reaktörün enerji üretimine katkıda bulunabilir. Reaktörden çıkarılan yakıtta ise hem kalan uranyum hem de oluşmuş plütonyum bulunmaya devam eder.
Kullanılmış yakıt ayrıca çok sayıda fisyon ürünü ve daha ağır aktinit içerir. Bunların önemli bir bölümü radyoaktiftir ve yakıtın reaktörden çıkarıldıktan sonra yoğun ısı ve radyasyon üretmesine neden olur. Bu nedenle kullanılmış yakıtın yönetimi; depolama, taşıma, yeniden işleme ve nihai atık yönetimini birlikte ele alan kapsamlı bir nükleer yakıt çevrimi yaklaşımı gerektirir.
Kullanılmış yakıtın bileşimi; reaktör tipi, yakıtın başlangıç zenginliği, yanma oranı ve işletme koşullarına göre değişir. Bu nedenle eski kaynaklarda verilen sabit yüzdeler bütün reaktörler için geçerli kabul edilmemelidir. Esas olarak yeniden işleme, yakıtın içinde kalan büyük miktardaki uranyum ile oluşan plütonyumun ve diğer radyoaktif bileşenlerin birbirinden ayrılmasına dayanır.
Yeniden işleme tesislerinde temel olarak üç farklı malzeme akışı oluşturulur: yeniden kullanılabilecek uranyum, yeniden yakıt üretiminde değerlendirilebilecek plütonyum içeren akışlar ve yüksek seviyede radyoaktif atık akışı. Geri kazanılan uranyumun yeniden yakıta dönüştürülebilmesi için ayrıca dönüştürme, gerektiğinde yeniden zenginleştirme ve yakıt imalatı gibi sonraki aşamalar gerekir.
Plütonyum ise uygun yakıt çevrimi politikası ve reaktör tasarımı kapsamında uranyumla birlikte karışık oksit yakıt (MOX) üretiminde kullanılabilir. Böylece kullanılmış yakıtta bulunan belirli miktardaki enerji potansiyeli yeniden elektrik üretiminde değerlendirilebilir.
Yeniden işleme teknolojisinin stratejik boyutu da önemlidir. Ayrıştırılmış nükleer malzemeler sıkı nükleer güvenlik, fiziksel koruma ve uluslararası güvenceler (safeguards) altında yönetilmelidir. Bunun nedeni yalnızca radyolojik riskler değil, ayrıştırılmış plütonyumun nükleer yayılmanın önlenmesi açısından özel hassasiyet taşımasıdır.
Ticari ölçekte kullanılan yeniden işleme tesisleri, yüksek radyasyon alanlarında uzaktan işletilen, çok katmanlı güvenlik sistemleriyle donatılmış karmaşık endüstriyel tesislerdir. Aşağıdaki aşamalar sürecin temel mantığını açıklamak içindir; gerçek tesislerde çok daha fazla kontrol, arıtma, ölçüm, kritikliği önleme ve atık yönetimi adımı bulunur.
Reaktörden çıkarılan kullanılmış yakıt önce santral sahasındaki kullanılmış yakıt havuzlarında veya uygun kuru depolama sistemlerinde güvenli biçimde tutulur. İlk dönemlerde yakıtın bozunma ısısı ve radyasyon seviyesi yüksek olduğundan, yeterli soğutma ve radyasyon zırhlaması sağlanır.
Yeniden işleme yapılacaksa yakıt, lisanslı taşıma sistemleriyle tesise gönderilir. Tesis kabulünden sonra yakıt, yeniden işleme işlemlerine alınmadan önce uygun depolama ve güvenlik koşullarında tutulur. "Her durumda dört yıl bekletme" gibi sabit bir süre vermek yerine, gerekli bekleme süresi yakıtın özelliklerine, tesis tasarımına ve düzenleyici gerekliliklere bağlı olarak değerlendirilmelidir.
Yeniden işleme hattına alınan yakıt demetleri, yüksek radyasyon nedeniyle insan müdahalesini en aza indirecek şekilde uzaktan kumandalı ekipmanlarla işlenir. Yakıt çubukları kontrollü olarak kesilir ve yakıt malzemesinin sonraki kimyasal işlemlere hazırlanması sağlanır.
Kesme, çözündürme ve ayırma gibi işlemler yüksek radyasyon içeren malzemelerle gerçekleştirildiği için proses ekipmanları genellikle zırhlı hücreler içinde bulunur. Bakım ve müdahale faaliyetleri uzaktan kumandalı sistemler, kamera sistemleri ve özel manipülatörler aracılığıyla yürütülür.
Kesilmiş yakıt malzemesi kontrollü kimyasal koşullarda nitrik asit esaslı bir çözeltide çözündürülür. Burada amaç, nükleer yakıtın çözeltide bulunan kimyasal bileşenlere dönüştürülerek daha sonraki ayırma işlemlerine uygun hâle getirilmesidir.
Yakıtın metalik kılıfı ile seramik yakıt malzemesinin davranışları farklı olduğundan, çözünmeyen katı malzemeler ayrıca ayrılır ve radyoaktif atık akışı olarak yönetilir.
Çözündürme sonrasında oluşan sulu çözeltide uranyum, plütonyum, fisyon ürünleri ve çeşitli aktinitler birlikte bulunur. Ticari PUREX yaklaşımında bu bileşenlerin kimyasal özelliklerinden yararlanılarak uranyum ve plütonyumun belirli aşamalarda organik faza alınması sağlanır.
Bu işlem, iki sıvı faz arasında maddelerin farklı çözünürlük ve kimyasal davranış göstermesine dayanan sıvı-sıvı ekstraksiyon prensibinin bir uygulamasıdır. Kullanılan organik fazın temel bileşenlerinden biri tributyl phosphate (TBP) olup uygun bir seyreltici içinde kullanılır.
PUREX akışında uranyum ve plütonyum aynı ana ayırma sisteminden geçtikten sonra, kimyasal durumları kontrollü biçimde değiştirilerek birbirinden ayrılır. Bu aşamanın temelinde plütonyumun farklı oksidasyon basamaklarındaki kimyasal davranışından yararlanılması bulunur.
Böylece uranyum ve plütonyum farklı akışlara alınır. Ayrıştırılmış ürünler daha sonraki saflaştırma işlemlerine gönderilir. Bu süreçte proses kontrolü, kritikliği önleme, malzeme muhasebesi ve radyolojik güvenlik birlikte yürütülür.
Ayrılan uranyum ve plütonyum akışları, ürünlerin sonraki yakıt çevrimi adımlarına uygun kaliteye getirilmesi için ilave saflaştırma aşamalarından geçirilir. Amaç, istenmeyen fisyon ürünleri ve diğer safsızlıkların kontrol altında tutulmasıdır.
Geri kazanılan uranyum uygun kimyasal forma dönüştürülerek yeniden yakıt çevrimine gönderilebilir. Bunun için yeniden dönüşüm, gerektiğinde yeniden zenginleştirme ve yakıt imalatı gibi ilave adımlar gerekir. Dolayısıyla yeniden işleme ile yakıt üretimi aynı işlem değildir; birbirini takip eden yakıt çevrimi faaliyetleridir.
Geri kazanılan plütonyum da uranyumla birlikte uygun oranlarda karıştırılarak karışık oksit (MOX) yakıt üretiminde değerlendirilebilir. MOX yakıtın kullanımı, kullanılacağı reaktörün tasarımına, yakıt lisansına ve ülkenin yakıt çevrimi politikasına bağlıdır.
Geri kazanılan uranyum ve plütonyum içeren ürünler, yakıt üretiminde kullanılmak üzere ayrı ve güvenli sistemlerde yönetilir. Yeniden işleme sonunda kalan yüksek seviyeli radyoaktif atık ise uzun süreli güvenli depolama ve nihai bertaraf için uygun bir atık formuna dönüştürülür.
Özellikle yüksek seviyeli sıvı atıkların camlaştırılması, radyoaktif maddelerin daha kararlı bir katı matris içinde immobilize edilmesinde kullanılan önemli yöntemlerden biridir.
Kullanılmış yakıtın yeniden işlenmesi için tarihsel olarak farklı kimyasal ve fiziksel yöntemler geliştirilmiştir. Bu yöntemler genel olarak sulu prosesler ve yüksek sıcaklıkta çalışan pirometalurjik prosesler gibi sınıflara ayrılabilir.
Günümüzde büyük ölçekli ticari yeniden işleme faaliyetlerinin temelini sulu çözelti teknolojileri oluşturur. PUREX yöntemi, uranyum ve plütonyumun geri kazanılmasında olgunlaşmış ve uzun yıllar boyunca endüstriyel ölçekte uygulanmış bir teknolojidir.
PUREX, İngilizce "Plutonium Uranium Redox EXtraction" ifadesinden türetilen bir kısaltmadır. Yöntem, uranyum ve plütonyumun kimyasal davranışlarından ve iki farklı sıvı faz arasındaki dağılımlarından yararlanarak kullanılmış yakıt çözeltisinden ayrılmalarını sağlar.
PUREX'in temelinde sıvı-sıvı ekstraksiyon bulunur. Nitrik asit esaslı sulu faz ile TBP içeren organik faz kontrollü biçimde temas ettirilir. Prosesin farklı kademelerinde uranyum ve plütonyumun fazlar arasındaki dağılımı değiştirilerek istenen ayırma gerçekleştirilir.
PUREX'in yaygınlaşmasının nedenleri arasında yüksek olgunluk düzeyi, sürekli proseslere uygunluğu ve endüstriyel ölçekte büyük miktarlarda yakıtın işlenmesine olanak sağlaması sayılabilir.
Nükleer malzemelerin çözeltideki kimyasal özelliklerinden yararlanılır. Ayırma işlemlerinin temelini sıvı-sıvı ekstraksiyon oluşturur.
Kullanılmış yakıtta kalan uranyum ve oluşan plütonyum, uygun yakıt çevrimi politikaları altında yeniden değerlendirilebilir.
Radyolojik koruma, nükleer güvenlik, fiziksel koruma ve nükleer madde muhasebesi tesis tasarımının ayrılmaz parçalarıdır.
Yeniden işleme tesislerinde sulu ve organik fazların kontrollü biçimde temas ettirilmesi için farklı kontaktör tasarımları kullanılmıştır. Bu ekipmanların görevi, iki faz arasındaki madde transferini verimli ve kontrollü biçimde gerçekleştirmektir.
Başlıca tasarım aileleri arasında darbeli kolonlar, püskürtme veya dolgulu kolonlar, karıştırıcı-çökeltici sistemler ve merkezkaç kontaktörler bulunur. Modern tesislerde seçilen tasarım; kapasite, güvenlik, bakım kolaylığı, radyasyon etkileri ve proses kontrol gereksinimleri gibi birçok faktöre göre belirlenir.
Darbeli kolonlarda iki sıvı faz ters yönlerde hareket eder ve kolon içindeki özel plakalar sayesinde temas yüzeyi artırılır. Kolona uygulanan hidrolik veya mekanik darbeler, fazların daha iyi dağılmasına yardımcı olur.
Bu tasarımın avantajlarından biri, sürekli hareket eden karmaşık mekanizmalar gerektirmeden yüksek temas verimi elde edebilmesidir. Kolon geometrisi, akış koşulları ve proses parametreleri ayırma performansını etkileyen başlıca unsurlardır.
Püskürtme veya dolgulu kolonlarda iki fazın karşı akışlı hareketinden yararlanılır. Kolon içinde oluşturulan temas yüzeyi, uranyum ve plütonyumun bir fazdan diğerine geçişini destekler.
Hareketli parçaların az olması önemli bir işletme avantajı sağlayabilir. Buna karşılık kolonların yüksekliği ve büyük radyasyon zırhlama gereksinimleri, tesis tasarımında dikkate alınması gereken unsurlardır.
Merkezkaç kontaktörlerde iki sıvı faz, dönen bir rotorun oluşturduğu merkezkaç kuvvetinin etkisiyle yoğun biçimde temas ettirilir. Bu sayede çok küçük ekipman hacimlerinde etkili kütle transferi sağlanabilir.
Temas süresinin kısa olması ve proses içinde bulunan sıvı hacminin azaltılabilmesi, özellikle yüksek radyasyonlu çözeltiler açısından önemli tasarım avantajlarıdır. Modern kontaktörler, uzaktan bakım ve proses otomasyonu dikkate alınarak tasarlanabilir.
Karıştırıcı-çökeltici sistemlerde karıştırma ve fazların ayrılması art arda gerçekleşen kademeler hâlinde düzenlenir. Karıştırma bölümünde iki faz arasında madde transferi sağlanırken, çökeltme bölümünde yoğunluk farkından yararlanılarak fazlar yeniden ayrılır.
Bu sistemler modüler biçimde çok sayıda kademenin birbirine bağlanmasına izin verir. Proses kontrolü ve uzaktan işletme açısından avantajlı olsalar da yüksek radyasyonlu sıvıların bulunduğu sistemlerde zırhlama, bakım ve güvenilirlik gereksinimleri büyük önem taşır.
Yeniden işleme, kullanılmış yakıt sorununu tamamen ortadan kaldıran bir yöntem değildir. İşlem sonucunda fisyon ürünleri, minör aktinitler, kılıf malzemeleri ve diğer radyoaktif akışlar ortaya çıkar. Özellikle yüksek seviyeli atıkların uzun süreli izolasyonu ve nihai bertarafı yine gereklidir.
Bununla birlikte yeniden işleme, doğrudan bertaraf yaklaşımından farklı olarak geri kazanılabilir nükleer malzemelerin yeniden yakıt çevrimine kazandırılmasına olanak verir. Hangi yaklaşımın tercih edileceği; ekonomik koşullar, enerji politikası, yakıt kaynakları, atık yönetimi, altyapı ve nükleer yayılmanın önlenmesi gibi faktörlerin birlikte değerlendirilmesini gerektirir.
Yeniden işleme, nükleer yakıt çevriminin yalnızca bir halkasıdır. Reaktörden çıkan kullanılmış yakıtın kabulü ve depolanmasıyla başlayan süreç; ayırma, geri kazanılan malzemelerin yeniden yakıt üretimine hazırlanması, radyoaktif atıkların şartlandırılması ve uzun süreli yönetimiyle devam eder.
Bu nedenle yeniden işleme tesisleri; nükleer santral, yakıt fabrikası, uranyum dönüşüm ve zenginleştirme tesisleri, MOX yakıt fabrikaları, atık şartlandırma tesisleri ve taşıma altyapısıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Kullanılmış yakıtın yeniden işlenmesi ile kullanılmış yakıtın yeniden kullanılması aynı kavram değildir. Yeniden işleme, yakıtın içindeki bileşenlerin ayrıştırılmasıdır. Geri kazanılan malzemelerin yeniden yakıta dönüştürülmesi ise bunun ardından gelen ayrı bir yakıt çevrimi faaliyetidir.
Kullanılmış yakıttaki uranyum ve plütonyumun belirli koşullarda yeniden yakıt çevrimine kazandırılmasını sağlar.
Ticari yeniden işlemenin temelini oluşturan PUREX, farklı kimyasal özelliklerden yararlanarak sıvı fazlar arasında ayırma yapar.
Geri kazanılan plütonyum, uygun reaktör ve yakıt çevrimi koşullarında uranyumla birlikte MOX yakıt üretiminde kullanılabilir.
Kullanılmış yakıtın yeniden işlenmesi, nükleer enerjinin kaynak verimliliği ile radyoaktif atık yönetimi arasındaki ilişkinin anlaşılması açısından önemli bir konudur. Teknik faydalarının yanında ekonomik, çevresel, güvenlik ve nükleer yayılmanın önlenmesi boyutları da bulunduğundan, yeniden işleme politikaları yalnızca bir kimyasal ayırma işlemi olarak değerlendirilmemelidir.