JAPONYA'DA BÜYÜK NÜKLEER KAZA (İNES - 7)



(Son Güncelleme = 12 Nisan 2011, saat:11.00)

Japonya'nın kuzey doğu kıyılarında 11 Mart 2011 tarihinde saat 14:46'da Richter ölçeğine göre 9 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiştir. Yerin 24 kilometre altında gerçekleşen depremin ardından, 20 ülkeyi alarma geçiren büyük bir tsunami (deprem dalgası) oluşmuştur. Depremin ardından toplam altı ünitelik Fukuskima I (Dai-ichi) Santralının 1,2 ve 3 nolu üniteleri ile dört ünitelik Fukushima II (Dai-ni) Santrallerinin bütün üniteleri otomatik kontrol sistemleri tarafından otomatikman kapatılmıştır (normal güç üretimi durdurulmuştur). Fukushima Dai-ichi'deki diğer üniteler (4, 5 ve 6 nolu) ise deprem olduğu sırada periyodik bakım sebebiyle işletmede olmayıp kapalı konumdaydı.

Deprem sonrası bölgedeki elektrik şebekesi çöktüğünden, her iki santralın da dış elektrik bağlantısı kesilmiştir. Nükleer santralların, santral kapatıldıktan sonra bile soğutulmaları gerektiğinden, bu gibi durumlarda santrala elektrik sağlamak amacıyla tasarımlarına eklenmiş bulunan acil durum dizel jeneratörleri devreye girmiş ve soğutma işlevini sürdürmüştür. Depremden yaklaşık 15 dakika sonra, santral sahasını maksimum 12 metre yüksekliğinde çok büyük bir tsunami vurmuştur. Bu tsunami, Fukuskima Dai-ichi, 6. Ünitesi'ninkiler hariç bütün yedek dizel jeneratörlerini devre dışı bırakmıştır. Bunun üzerine devreye giren bataryalar da 8 saat gibi bir süre çalışmış ancak onlar da tükendikten sonra santral üniteleri tam elektriksiz kalmış, soğutma işlevini yürütmekte olan pompalar durmuş, kontrol odası faaliyetleri büyük ölçüde durmuş ve ölçüm sistemleri işlev göremez hale gelmiştir.

Bunun sonucunda Fukuskima Dai-ichi Santralı'ndaki tüm ünitelerde teker teker soğutma kaynaklı problemler ortaya çıkmaya başlamış, problemler hızla birbiri ardı sıra ilerlemiştir. 11 Mart tarihinde yerel saate göre 21.00 civarında, Fukushima Santralı civarında kontrolsüz radyoaktif sızıntı belirlendiğinden, Başbakan Naoto Kan nükleer acil durum ilan etmiş, santralın 3 kilometre çevresinin boşaltılmasına karar verilmiştir. Ayrıca santral çevresinin 10 kilometre çevresindekilere de evlerinden çıkmaması tavsiye edilmiştir.

Santralın elektriksiz kalması ve ünitelerin soğutulamaması nedeniyle, bazı ünitelerin reaktör kalbi ve kullanılmış yakıt havuzlarında bulunan yakıtlardan oluşan ısı uzaklaştırılamamış, dolaysıyla sistemlerdeki basınç ve sıcaklık değerleri artmaya başlamıştır. Sıcaklığın yüksek derecelere doğru artması, ünitelerde patlayıcı hidrojen gazının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Patlama riskini azaltmak ve ünitelerde biriken iç basıncı azaltmak amacıyla, radyasyon salım riski göze alınarak, bir kısım vanalar açılarak buhar dışarı salınmıştır.

Depremden bir gün sonra, Fukushima Dai-ichi, 1. ünitede büyük bir hidrojen patlaması meydana gelmiş, bu patlama reaktör binasının üst çatısını yerle bir etmiştir. Patlama sırasında dört santral görevlisi yaralanmıştır. Bu arada, santral çevresindeki acil durum alanı genişletilerek, santralın 10 kilometre yarıçapında yaşayanların boşaltılmasına karar verilmiştir. Acil durum boşaltma alanı daha sonra 20 kilometreye çıkartılmıştır.

Depremden üç gün sonra, Pazartesi günü, Fukushima Dai-ichi, 3. Ünitesi'nde de büyük bir hidrojen patlaması meydana gelmiş, bu ünitenin reaktör binası büyük zarar görmüştür. Ardından 4.günde Fukushima Dai-ichi 2. Ünitesi'nde meydana gelen bir başka hidrojen patlaması, reaktör basınç kabının zarar görmüş olabileceği kaygısını yaratmıştır.

Fukushima Dai-ichi'de yakıt çubuklarının erimesini önlemek ve kontrolsüz radyasyon salım riskini azaltmak amacıyla amacıyla santral ünitelerine ilk etapta yangın söndürme hatları kullanılarak deniz suyu basılmaya başlanmıştır.

Bu çabalar devam ederken deprem sırasında kapalı olan Fukushima Dai-ichi 4. Ünitesi'nin yakıt havuzunda bir patlama olmuş, havuz seviyesinde, dış binada hasar oluşmuş ve ardından yangın çıkmıştır. Deprem gerçekleştiği gün, bu havuzda ilave olarak, devam etmekte olan denetimler nedeniyle reaktör kalbinden çıkartılan nükleer santral yakıtları da bulunmaktadır. Bu ünitedeki yangın belirli aralıklarla tekrar etmiştir. Daha sonra da yangının söndüğü ifade edilmiştir.

Üst üste gelen bu sorunlar; Fukushima Dai-ichi Santralı'nın ilk dört ünitesinde, en çok korkulan şey olan, yakıt çubuklarının erimeye başladığı kaygısını arttırmış, santral sahibi TEPCO, söz konusu erimenin gerçekleşmiş olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu açıklamıştır. Santral yakınlarındaki radyasyon seviyesi artmış ve radyasyon seviyeleri çevre şehirlerde de normal düzeyin üstüne çıkmıştır. En son olarak santralın türbin binalarında yüksek seviyede radyoaktif suya rastlanmış bu suya basan üç çalışan yüksek seviyede beta radyasyonuna maruz kalarak yaralanmıştır. Fukushima Dai-ichi Santralı'ndaki durumun son derece ciddi olduğu, santral acil durum sürecinin halen devam ettiği ve çalışmaların çok olumsuz şartlarda gerçekleştirilmeye çalışıldığı görülmektedir.

Japonya, 12 Nisan 2011 tarihinde, Fukushima'da yaşanan kazanın seviyesini, Uluslararası Nükleer Olay Ölçeği'ne(INES)göre 5.Seviyeden 7.Seviye'ye (Büyük Kaza-Major Accident) yükseltti. 7. Seviye daha önce sadece Çernobil için tanımlanmıştı.

Fukushima Dai-ichi'de meydana gelen kaza, tasarım-ötesi kazalar (beyond design basis accidents) sınıfına girmektedir. Nükleer santrallar bu tür kazalarla baş edecek şekilde tasarımlanmamıştır. Nükleer santrallar tasarıma esas kazalara (design basis accidents) göre tasarlanır ve işletilirler. Dünya üzerindeki ticari santralların hemen hemen hepsi, tasarım ötesi kazalara karşı kırılgan bulunmaktadır. Fakat 3. nesil santrallarda, bu tür tasarım ötesi kazaların oluşması durumunda, kazanın etkilerinin sınırlandırılmasına yönelik yapı ve sistemlere yer verilmektedir.

(NOT: Fukushima ile ilgili güncel gelişmeleri sayfalarımızın FORUM bölümünden izleyebilirsiniz).



AREVA İLE ROLLS-ROYCE ANLAŞMA İMZALADI


AREVA ve İngiliz Rolls-Royce şirketleri ile, yeni nükleer santrallere, ekipmanlar ve santral sistemleri bileşenleri üretmeye yönelik bir sanayi işbirliği anlaşması imzaladı. Londra'da imzalanan anlaşmaya AREA adına Anne Lauvergeon, Rolls-Royce adına da Sir John Rose imza koydu.

Anlaşmaya göre, iki taraf birlikte nükleer santrallere yönelik karmaşık bileşenleri imal edecek. Anlaşmanın imzalanmasının ardından, özellikle İngiltere'de yeni kurulacak nükleer santrallerin ana bileşenlerinin imal edilmesine yönelik bir ortak zaman planı hazırlanacak. AREA üst yöneticisi Anne Lauvergeon yaptığı açıklamada, bu anlaşma ile İngiltere'de ve dünyanın başka ülkelerinde kurulacak yeni nükleer santraller için, İngiliz sanayisinin de anahtar önemde rol oynanacağını ve buna yönelik süreç, bilgi ve beceri paylaşımına hazır olduklarını, AREA ile küresel ölçekte işbirliği yapabilecek güçlü imalat şirketleri ile sağlam bağlar kurmak istediklerini, İngiliz Rolls-Royce ile imzalanan anlaşmanın da bu vizyonun bir parçası olduğunu ifade etti.

İngiliz Rolls-Royce 'dan Sir John Rose da yaptığı açıklamada, 50 yıllık nükleer enerji tecrübesi ve nükleer talep zincirindeki yoğun yeri nedeniyle, yeni inşa edilecek nükleer santrallere Rolls-Royce oalrak önemli boyutlarda uzmanlık sağlayabileceklerini, böylece hızla genişleme potansiyele sahip nükleer enerji sektöründe İngiltere'nin ihracat potansiyelinin daha da geliştirilebileceğini ifade etti.

EDF Energy firması, İngiltere'de 4 adet EPR ünitesi kurmak istemektedir (Suffolk'daki Sizewell'de ve Somerset'deki Hinkley Point'de). EDF Energy AREVA'yı nükleer ada tedarikçisi olarak belirlemiştir. AREA ayrıca Horizon Nuclear Power elektrik üretim şirketine 4 adet EPR ünitesi daha satmak için rekabet etmektedir. NuGen elektrik üretim şirketine ile de 2 adet EPR ünitesi konusunda görüşmeler devam etmektedir.

AREVA yetkililerinin yaptığı açıklamada, projelerin kapsamındaki bütün yardımcı ekipmanların yaklaşık p-80'inin İngiliz şirketlerinde imal edilebileceğini, yerli inşaat firmalarının yine aynı yüzdelerde santral inşasına katkı sağlayabileceğini belirtmektedir. Her EPR çiftinin inşasının, istihdamın en yüksek olduğu dönemlerde İngiltere'de yaklaşık 20,000 iş yaratabileceği belirtilmektedir. İngiliz şirketlerinin katılımlarının arttırılabilesi için, İleri Düzey Nükleer İmalat Araştırma Merkezi ile AREVA arasında bir anlaşma imzalanmıştır. Bu merkez, AREVA'ya İngiltere'de ehil bir yerli nükleer tedarik zinciri oluşturmasına yardımcı olacaktır. İngiltere'de birçok imalat şirketi de ilk kez nükleer imalat işlerinde görev almak istemektedir.

Aralık-2008'de, Rolls-Royce ile AREVA, İngiltere'de nükleer ekipman arz zincirinin geliştirilmesi, ekipman imalatı ve mühendislik hizmetleri konusunda bir mutabakat zaptı imzalanmıştır. Rolls-Royce daha sonra benzer bir mutabakat zaptını BAE Systems, Doosan Babcock ve Westinghouse ile İngilitere'de AP1000 türü ünitelerin inşası için imzalamıştır. Bu yıl başlarında ise, dünya çapında ticari nükleer santral işlerini kovalamak amacıyla Rolls-Royce altında özel bir iş grubu oluşturulmuştur.

Eylül-2009'da ise Rolls-Royce ve EDF Energy arasında, Rolls-Royce'un İngiltere'de kurulacak yeni nükleer enerji santrallerine ön- ve son- inşaat desteği sağlamasına yönelik anlaşma imzalanmıştır.



ABD MOX KULLANIMINDA YAVAŞ İLERLİYOR


Savannah River'da inşa edilmekte olan MOX yakıt fabrikasının inşaat çalışmaları devam ederken, burada imal edilecek ilk MOX yakıtların nerede kullanılacağı konusundaki belirsizlik devam ediyor.

4.8 milyar dolarlık Savannah River MOX Yakıt Tesisi, Shaw Areva MOX Hizmetleri tarafından inşa edilmektedir. Bu tesisin amacı, askeri programlardan kalmış 34 ton plütonyum oksidin, uranyum oksit ile karıştırılarak, karışık oksit (Mixed OXide) ticari santral yakıtı imal edilmesidir. Rusya da kendi silah programından çıkan plütonyum için arayış içine girmiştir. ABD ile Rusya arasında imzalanan silahların sınırlandırılması anlaşmaları sonucunda 17,000 nükleer silah sökülerek içlerindeki yakıtlar çıkartılmıştır.

Bu tesis için en önemli husus, imal edilecek MOX yakıtlar için müşteri bulunmasıdır. MOX yakıtın ABD'deki reaktörlerde kullanılmadan önce yorucu ve uzun lisanslama ve deneme süreçlerinden geçilmesi gerekmektedir.

Bu konu ile ilgili, ABD Hükümeti adına, Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), elektrik üretim şirketi Duke Power ile beraber çalışarak, Fransa'da imal edilen MOX yakıtların Catawba 1 nükleer reaktöründe denenmesine çalışmaktadır. İlk denemeler 2008 yılının ortalarında tamamlanmıştır. Bu denemeler sırasında yakıt çubuklarının AREVA'nın öngördüğü oranların üzerinde genleştiği belirlenmiştir. Fakat genleşme oranı, lisanslama otoritesinin sınırlarının altında kaldığından, denemeler başarılı olarak kabul edilmiştir. Aslında AREVA, yeni bir denemeye ihtiyaç bulunmadığını düşünmektedir.

Diğer yandan birkaç ay sonra, Duke Power, NNSA ile olan sözleşmesini yenilememeyi tercih etmiştir. Bu da tesiste üretilecek MOX yakıtın nerede kullanılacağı sorusunu gündeme getirmiştir. Temmuz-2009'da, NNSA, ABD'nin güney eyaletlerinde faaliyet göstermekte olan kamu elektrik şirketi TVA ile MOX yakıt kullanımı konusunda görüşmelere başlanacağını açıklamıştır. Fakat o günden bu güne TVA ile çok az gelişme kaydedilebilmiştir.

TVA, ABD hükümetinin sahibi olduğu bir elektrik şirketidir ve Alabama ve Tennessee eyaletlerindeki 3 farklı sahada 6 adet nükleer santral ünitesine sahip bulunmaktadır. AREVA üst yöneticisi Jacques Besainou, TVA ile MOX yakıt konusunda görüşmelerin başlamasının çok önemli bir adım olduğunu ifade etmiştir.



RUS YAPIMI SANTRALDE POMPA HASARI


İran, Bushehr santralına yüklediği bütün yakıtları boşatmak zorunda kaldığını açıkladı. İran nükleer santralden Şubat sonlarında düşük güçte enerji üretmeye başlamayı planlamaktaydı. İran 23 Şubat'ta Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) yaptığı bildirimde, Rus yapımı Bushehr santralında gerçekleşen bir olumsuz durum nedeniyle, bütün yakıtları boşaltmak zorunda kaldıklarını, boşaltma işlemine yakında başlanacağını açıklamıştı.

Rus devlet şirketi Rosatom, daha Bushehr normal işletmeye geçmeden santralde bazı soğutma pompalarının iç bileşenlerinde beklenmedik hasarlar tespit ettiklerini, bu hasara reaktör iç donanımı ve yakıt demetlerinden kopan çoğu 3 mm'den daha küçük metal parçaların sebep olduğunu düşündüklerini açıkladı. Zarar gören pompalardan bir tanesi de 1970'li yıllarda Bushehr projesinin ilk hali için Siemens KWU tarafından sağlanmıştı ve 1994 yılında Rusya ile imzalanan sözleşme ile santralın Rus VVER adaptasyonunda da kullanılmasına karar verilmişti.

Normalde, santrale yakıt yüklenmeden önce reaktör soğutucu sisteminden su geçirilerek, imalat ve montaj artıklarının reaktör kabının altından temizlenmesi sağlanmaktadır. Bu temizleme işleminden sonra reaktör iç donanımı ve yakıt yüklenmektedir. Bu işlem Bushehr'de geçtiğimiz yıl Ekim ayı sonlarında-Aralık başlarında gerçekleştirilmiştir.

Rosatom, bu olumsuz durumu düzeltmek amacıyla yeni yüklenmiş yakıtların boşaltılarak, sistemden yeniden su geçireceğini ve soğutma suyu sisteminin temizlenmesini bir kez daha tekrarlayacağını açıklamıştır. Ayrıca hasar gören soğutma suyu pompalarının da onarılması gerekmektedir. Bu işlemlerin ardından yakıtlar yeniden yüklenecektir.

Nuclear Ru tarafından yayınlanan bir rapora göre, İran Bushehr'i 20 Şubat'ta minimum kontrollü güç seviyesine getirmek, 9 Nisan'da da ilk elektrik üretimine başlamak istiyordu. Yakıtların bu şekilde boşaltılması, söz konusu kilometre taşlarını belirli bir süre gecikeceği anlamına gelmektedir.

Her ne kadar İran'ın Bushehr santralı tamamen barışçıl amaçlarla elektrik enerjisi üretmeye yönelik de olsa, İran'ın Arak şehrinde bulunan Ağır Su Araştırma Reaktörü ve Natanz şehrind bulunan zenginleştirme tesisi, diğer ülkelerin tepkisi ile karşılaşmakta ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından yakından takip edilmektedir. Bushehr yakıtının İran'a getirilmesi de Rusya tarafından oldukça geciktirilmiş, yakıt İran'a getirilmeden önce, UAEA denetçileri tarafından denetlenip mühürlenmişti. Mevcut onarım sürecini de UAEA'nın yakından takip etmektedir.



Türkiye'de kurulacak ilk nükleer santralın, hangi ülke tarafından kurulmasını tercih ederdiniz?

 

ABD
Fransa-Almanya
G. Kore
Japonya
Kanada
Rusya

 

Gönder/ Sonuçlar